Maraton Koşmak, "Bölüm-3"


Merhaba arkadaşlar, "Maraton Koşmak" başlıklı uzun yazı dizime kaldığım yerden devam ediyorum. 



Ama öncesin de  ilk 2 bölümünü okumak isteyen arkadaşlarım için linkleri de hemen altta paylaşıyorum.

Maraton Koşmak, "Bölüm-1"


Maraton Koşmak, "Bölüm-2"


Tekrar kaldığım yarden devam edecek olursak;

Maraton koşusu için Bursa’dan hareket ettiğimiz saat olan 05.00’de başlayan şiddetli sağanak yağmur, günün ilk ışıklarıyla beraber İstanbul’a vardığımız saat olan 08.00’e kadar devam etti. Yol boyunca şiddetli yağmur yarış boyunca da devam ederse nasıl koşarım diye düşünmeden de yapamadım.

Ama yağmurda yağsa karda yağsa bu yarışı koşacak ve tamamlayacaktım. Nitekim günün ağarması, sabahın ilk ışıklarıyla beraber azalan yağmur yerini serin bir İstanbul sabahına bıraktı.

Artık koşuya bir saat kadar zaman kalmıştı. Takım olarak topluca İstanbul’un en güzel manzaralarından birinde, Anadolu yakası sahil yolunda Boğaziçi Köprüsüne nazır güzel bir fotoğraf çekindik.


Sonra hep birlikte Köprünün girişine doğru, İstanbul Maratonunun start noktasına doğru yürümeye başladık. İnsanlar akın akın koşunun başlayacağı noktaya doğru yürüyordu. Kalabalık içerisin de zorlukla ilerleyerek 42 K start noktasında ki yerimi aldım. Start noktasında Adım Adım Bursa grubundan arkadaşlarımız  ile birlikte hem sohbet ederek hem de etrafımızda ki heyecanlı ve coşkulu gurubu izleyerek koşunun başlama anını beklemeye başladım.




Hava rüzgârlı olmasına rağmen koşmak için bence çok güzel bir havaydı. Öncelikle mevsim gereği çok sıcak değildi. Bu da benim açımdan gayet iyiydi.

 Nihayet koşuya start verildi. Bizde kalabalık bir grup ile çıkışımızı yaptık. Maratonu tamamlayabilmem için kendi özelim de en büyük şartımın belli bir nabız aralığında, çok sık iniş ve çıkışlar yaşamadan hızımı ve nabzımı sabit tutarak koşmak olduğunun farkındaydım. Bu sebeple antrenman ve bazı koşularda yaptığım gibi müzik dinlemekten vazgeçtim. 

Çünkü müziğin tempomu dolayısıyla nabzımı bazen farkında olmadan yükselttiğini görmüştüm. Bu da benim için gücümün daha erken tükenmesi ve belki de maratonu tamamlayamamam anlamına gelmekteydi.

Bu sebeple maratonun ilk kilometrelerin de ki aşırı kalabalık içinde çok fazla zik zak yapmadan ve kimseyi geçmeye çalışmadan kendi tempomda koşmaya devam ettim. Böyle bir kalabalıkta yapacağınız gereksiz sağa sola hamleler hem gereksiz bir biçimde fazlaca enerji harcamanıza ve yorulmanıza sebep olacak hem de yapacağınız ters bir hareket sebebiyle bir ayak sakatlığı ile karşılaşma riskini daha maratonun başında yaşamanıza sebep olacaktır.

Boğaziçi Köprüsünün üzerinde aşırı bir rüzgâr vardı. Umarım bu rüzgâr yarış boyunca devam etmez diye düşündüm. Çünkü üzerimde tişört dışında beni rüzgâr dan ya da soğuk havadan koruyacak kollu bir içlik vs. yoktu. Hoş, havanın çok soğuk ya da yağmurlu olacağını önceden bilsem de giymezdim. Tabiî ki bu benim kendi kişisel tercihim. Koşacak herkes hava şartlarını muhakkak önceden takip etmeli ve koşu kıyafetlerini duruma ve şartlara göre tercih etmeli.


Nitekim köprüyü geçip biraz iç kısımlara ilerleyince rüzgâr kesildi. Koşu boyunca tekrar rüzgâr ile karşılaşmam maratonun yarısın da sahil boyuna indiğimizde oldu. Sahil yolu boyunca Bakırköy’e doğru gidiş ve dönüş istikametinde rüzgâr neredeyse beni hiç yalnız bırakmadı desem yalan olmaz.

Tekrar maratonun ilk kilometrelerine dönecek olursam. Köprüden geçip Barbaros bulvarına doğru döndüğümüzde beni bir inişin beklediğini daha önceki koşularımdan biliyordum. İnişi, çoğu koşucunun yaptığı gibi kontrolsüz bir şekilde koşarak hızlıca inmek yerine tempomu koruyarak sabit hız ve nabız aralığında indim. Maraton koşuyor olmanız fark etmez. Hangi kategori de koşuyor olursanız olun yokuş aşağı olan parkurlarda gereksiz ve ani bir şekilde hızlanmaktan muhakkak kaçının. Yer çekiminin de etkisiyle aşağıya doğru ivmelenmeniz dizleriniz üzerinde ki yükü fazlasıyla arttıracak. Bu da kontrolsüz bir biçim de hızlanmanızın da etkisiyle düşmenize ya da sakatlanmanıza sebep olabilecektir.

Barbaros Bulvarını inip, yolun sağından sahil boyunca Beşiktaş’a doğru koşmaya devam ederken tam da planladığım gibi koştuğumun farkındaydım. Hedefim, maratonun ilk yarısına yani 21. Kilometreye kadar bu tempomu koruyabilmekti.


Maraton öncesi az da olsa yaptığım uzun koşular da özellikle 20. Kilometreler de tükendiğimi ve ciddi bir biçim de yorulduğumu birkaç defa test etmiştim. Ama çok önemli olmasına karşın antrenman koşularının dayanıklılık, güç ve hız kazanmaktan başka bir hedefinin yani bir zirvesinin olmayışı sebebiyle maraton atmosferinde farklı bir motivasyonla koşacağımı da biliyordum.

Çünkü kendi sınırlarım ile mücadele edecek ve savaşacaktım. Bu düşünce ve motivasyon özellikle koşunun 32.kilometresinden sonra, pilimin bittiğini düşündüğüm anlarda çok fazlaca işime yaradı.

İlk defa maraton koşacak arkadaşlarıma tavsiyem haftalık uzun koşularını ihmal etmemeleri olacak. Bu uzun koşular ile hem dayanıklılık ve güç kazanacaklar hem de bu sayede vücutlarının uzun maraton koşusu boyunca hem fiziksel hem de duygusal olarak vereceği tepkileri önceden test etme imkânları olacaktır.

Tekrar maratona dönecek olursak. Haliç köprüsü üzerinde çok coşkulu bir kalabalığın alkışları ile koşarken saatime baktım. Maratonun ilk 10 kilometresini 1:09:25 ile geçmiştim.
Maraton koşusu, “tam da istediğim gibi devam ediyor.” diye düşündüm kendi kendime. Kişisel olarak daha önceki 10 kilometre koşularım da ki en iyi derecem 55 dakikalar civarındaydı.


Gereksiz bir biçimde hızlanmayarak tempomu ve nabzımı koşu öncesin de planladığım gibi koruyarak ilk 10 kilometreyi kişisel derecemden 14-15 dakika daha yavaş koşarak tamamlamıştım.

 Bu tempomun bana maraton bitirteceğini biliyordum.

10 kilometre finish noktasının yanından büyük bir gururla koşarak geçtim. Geçtiğimiz senelerde ki koşularımda, 15 kilometre ve maraton koşanlara bakıp koşuya devam etmelerini büyük bir özenle ve imrenerek izlemiştim. Şimdi bende koşmaya devam eden bu kalabalık içerisindeydim. Üstelik maraton koşuyordum. Bu benim için kesinlikle gurur verici bir olaydı.


Burada ilk defa maraton koşacak arkadaşlarıma bir tavsiyem daha olacak. Koşu esnasında her ne kadar sizi alkışlayan bir kalabalık olsa da sizin en büyük destekçiniz unutmayın yine siz olacaksınız. Sadece maraton koşusu değil hayatınızın her anın da kendi kendinizin destekçisi olun. Tükendiğinizi ve bırakmayı düşündüğünüz anlarda niçin orada olduğunuzu hatırlayın. Sonra da koşmaya devam edin.

Unutmayın ve devamlı kendi kendinize hatırlatın.“Bitirmem mucize değil. Asıl mucize başlamak için gösterdiğim cesaret.” Eminim ki böyle düşünür ve pes etmezseniz maratonu tamamlayabileceksiniz.

Yazımı Konfüçyüs’den bir alıntı ile şimdilik bitiriyorum. Durmadığınız sürece ne kadar yavaş gittiğinizin bir önemi yoktur...

Maraton Koşmak başlıklı yazımın 4. Ve son bölümün de yarın görüşmek üzere hoşça kalın.


Hakkı Şenkeser.

Yorumlar