Maratona Doğru Adım Adım – 6


Merhaba Arkadaşlar,

İlkini 22 Temmuz da yazdığım, “Maratona Doğru Adım Adım” adlı yazı dizimin 6.ve son bölümünü de maratona 4 gün kala sizler ile paylaşıyorum.


John Bingham’ın, “Bitirmem mucize değil. Asıl mucize başlamak için gösterdiğim cesaret.” Sözüyle başladığım bu yazı dizisin de sizler ile yaklaşık 3,5 ay süren maraton hazırlıkları tecrübelerimi paylaşmaya çalıştım.

Geçtiğimiz sene maratonun bitiş noktasını geçtiğim de bir yandan sağlıklı bir şekilde maratonu tamamlamış olmanın mutluluğunu yaşarken bir yandan da kendi kendime, “Maraton koşmak akıl kârı değil. Bir daha koşmam.” Demiştim. Aradan geçen bir yılın sonun da bir kez daha maraton koşmama sadece 4 gün kaldı.

Son uzun koşu antrenmanımı da geçtiğimiz Pazartesi sabahı 21 kilometre koşarak tamamladıktan sonra artık dinlenmeye çekildim. Artık hafif yürüyüşlerin dışında bu son hafta, herhangi bir zorlayıcı fiziksel aktivite de bulunmak istemiyorum.


Her ne kadar çok istediğim gibi bir hazırlık dönemi geçirmiş olmasam da en azından kafa olarak bu zorlu mesafeyi koşmaya hazır olduğumu hissediyorum. Yaptığım uzun koşu antrenmanların da her ne kadar 30. Kilometreye çok rahat ulaşamamış olsam da maraton sabahı, atmosferin de etkisi ile her şeyin çok daha farklı olacağını da biliyorum.

Hedefsiz maraton koşusu olmaz. Her ne kadar en büyük hedefim sağlıklı bir şekilde Sultanahmet meydanında ki bitiş noktasına ulaşmak olsa da 5 saatlik bir süre de koşuyu tamamlamayı düşünüyorum. Geçtiğimiz sene maratonu 5 saat 47 dakika da tamamladığımı düşünecek olursak bir aksilik olmazsa bu sene 30 dakika daha önce bitirebileceğimi ümit ediyorum.

Hedefim, antrenmanlarım da uyguladığım gibi koşuya, nabzımı çok yükseltmeden hafif tempoda başlayıp 30.kilometreye kadar bu tempoyu korumak olacak. 30.kilometrenin aynen geçtiğimiz sene de olduğu gibi tahammül sınırım olduğunu düşünüyorum. Ondan sonra kalan 12 kilometre ise benim için tam anlamıyla bir mücadele olacak.

Ayrıca bu sene koşu sırasın da yalnız da olmayacağım. Kadim dostum Cemali Altın ile birlikte koşuya başlayıp yine bir aksilik olmazsa birlikte tamamlamaya gayret edeceğiz. Her ne kadar koşu sırasın da çok gerekmedikçe birbirimiz ile konuşmayacak olsak da moral motivasyon anlamın da birbirimize fazlasıyla destek olacağımızı düşünüyorum.


Hafta sonu, hava durumunu kontrol ettim. Koşu sabahı yağmur gözükmüyor. Hava sıcaklığı gündüz 18 derece ile koşmak için gayet uygun. Sanırım geçtiğimiz seneye benzer hava şartların da koşacağız.

Niyetimiz arkadaşlar ile bir gece öncesinden İstanbul’a giderek daha zinde ve dinlenmiş bir vücut ile koşuya başlamak olacak.

Maraton koşusu boyunca benim için kritik noktalardan bir tanesi de koşu boyunca beslenme ve su takviyesi olacak. Geçtiğimiz sene neredeyse hiçbir su istasyonunu boş geçmemiştim. Susamasam bile az da olsa su içerek vücuduma devamlı su takviyesi yapmıştım. Su takviyesinin yanında besin takviyesi de benim için bir diğer kritik nokta. Neredeyse 90 kilogramlık bir vücut ağırlığı ile koşacağım için, gücümü ekonomik kullanmak kadar doğru zaman da doğru enerji, şeker yani karbonhidrat takviyesi ile koşmam gerektiği de biliyorum. Bunun için istasyonlarda verilen meyve takviyesi kadar, geçtiğimiz sene denediğim ve sonucundan memnun kaldığım bal, tahin, pekmez karışımı tüpleri de yine yanıma almayı ihmal etmeyeceğim.

Bu sene geçtiğimiz seneye göre en büyük avantajım parkuru artık çok iyi tanıyor olmam. Geçtiğimiz sene de her ne kadar maratonu tamamlayabileceğime inansam da parkuru çok iyi tanımadığım için tedirgin olmadım desem yanlış olmaz. 42 kilometrelik maraton mesafesini saymazsak, İstanbul maratonu genelde düz zeminde koşulan bir koşu. Dağcılık yaptığım için belli noktalar da ki iniş ve çıkışları çok fazla dert etmiyorum

.
Geçtiğimiz seneyi düşünüyorum da maraton koşusunun ilk 20 kilometresi özellikle ilk 15 kilometre birçok kişiyle aynı anda koştuğunuz ve daha merkezi konumda bulunması sebebiyle seyirci tezahüratlarının yoğun olması sebebiyle çok daha keyifli geçiyor. Ama 20.kilometrenin ardından sahil yoluna inip Bakırköy istikametin de koşmaya başladığınız da neredeyse kendiniz ile baş başa kalıyorsunuz.

İşte tam bu kilometreler koşunun en kritik noktaları. Kendiniz ile baş başa kaldığınız için vücudunuzun verdiği tepkilere daha çok kulak kabartmaya başlıyorsunuz. Bura da sanırım şöyle bir benzetme yapabilirim. Hani aracınız da trafikte ilerlerken nispeten sessiz yoğun olmayan bir trafikte aracınızdan farklı gelen seslere kulak kabartırsınız ya. Aynen öyle. Özellikle 30.kilometreden sonra tüm vücudunuzdan gelen sinyallere daha çok kulak kabartmaya başlıyorsunuz.

Burada en güçlü olmanız gereken nokta beyninizden gelen sinyaller olacak. Beyniniz zor bir mücadelenin içerisin de olduğunuzu ve savaştığınızı bildiği için size devamlı geri bildirimler de bulunacak. Hele bir de enerji depolarınız boşalmış ve bir yandan yorgunlukla mücadele ettiğiniz anlarda size sık sık “artık koşma, bırak” şeklinde telkinler de bulunacak. İşte tam burada güçlü olan, mücadeleye devam eden maratonu bitiriyor sevgili arkadaşlarım.

Geçtiğimiz sene ilk defa koştuğum maraton koşusu ardından “İlk Maratonum” başlığıyla tecrübelerimi sizlerle paylaşmıştım. (İlk Maratonum yazımı okumak isterseniz, linkini hemen altta paylaşıyorum.)



Bu sene de sabırsızlıkla, belki kendimi çok daha dinleyerek, etrafıma çok daha fazla dikkat kesilerek yaşayacağım maraton koşusu tecrübelerimi sizler ile paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

Özellikle ilk defa maraton koşacak arkadaşlarıma en büyük tavsiyem, en zorlandıkları anda zirveyi yani Sultanahmet meydanında ki bitiş noktasından geçtiklerini ve tüm seyircilerin çılgınlar gibi sizi alkışlayacakları anı düşünmeleri olacak. İnanın orada ki pek çok kişi sizin yerinizde olmak isteyecek ve size imrenecek.


Sağlıklı ve keyifli bir şekilde maraton koşusunu tamamlayabilmek dileklerimle, hoşça kalın.

Sevgilerimle



Hakkı Şenkeser

Yorumlar