Bir Motivasyon Yazısı;
"Hedefiniz eğer zirveye ulaşmaksa, bazen farklı bir bakış açısı lazımdır!"
Hakkı Şenkeser.
Hakkı Şenkeser.
Kısmen evet, ama asıl odak noktamız MOTİVASYON
Bir dağın zirvesinde olmanın keyfini önce eteklerinde yürümeden nasıl yaşayabilirsin?
Kişisel gelişim uzmanı, yazar ve meşhur, “Ferrari’sini Satan Bilge” kitabının yazarı Robin Sharma’nın çok beğendiğim ve kullanmaktan da çok büyük keyif aldığım bir sözü.
Neresinden bakarsanız bakın müthiş anlamlı bir söz. Hayatınız, deneyimleriniz ve sonrasın da yaşamayı planladıklarınız hatta hedefleriniz ile ilgili pek çok şeyi bu kısacık cümlede bulabilmeniz fazlasıyla mümkün.
Bildiğiniz üzere ben dağları çok seviyorum. "Dağlar Sessiz Öğretmenlerdir." Dağlar, hayata farklı bir gözle, farklı bir pencereden bakabilmemi, çok daha fazla olgunlaşma mı, uzun vadede gerçekçi hedefler koyarak sabırla bu hedefler üzerinde ilerleme mi sağladı.
Dağcılığı ve dağları artık sadece bir spor ya da bir hobiden daha çok, yaşamıma anlam katan, mücadele gücü ve azmimi geliştiren, yeni keşifler yapmamı sağlayan bir öğreti olarak görüyorum.
Dağcılığı ve dağları artık sadece bir spor ya da bir hobiden daha çok, yaşamıma anlam katan, mücadele gücü ve azmimi geliştiren, yeni keşifler yapmamı sağlayan bir öğreti olarak görüyorum.
Türk dağcısı Tunç Fındık’ın, 8000/Yüksek Macera isimli kitabının ön sözünde yazdığı gibi, “Keşif olayı Amerika’yı keşfetmek kadar büyük olmak zorunda değildir.” İnsan ruhu zorluklarla mücadele etmeye ve keşif yapmaya ihtiyaç duyar.
Bir dağın zirvesine çıkmak için ilk önce sabır ve azim gereklidir. Zirve yolu uzun ve zorluklarla doludur. Onun için bir bedel ödemeniz gerekir. Ödeyeceğiniz bedel ise illa para olmak zorunda değildir. Bu yolda akıtacağımız ter, çaba, gayret hatta sabır hepsi bir bedeldir.
Eğer öyle olmasaydı zaten adı da zirve olmazdı. Önce eteklerinde yürümeniz gerekir. Çıkacağınız dağın zirvesini uzun uzun seyretmeniz, çıkacağınız en uygun parkura, sizi zirveye ulaştıracak en doğru yola karar vermeniz gerekir.
Ben her zirve tırmanışı öncesinde, çıkacağımız dağın eteklerinde uzun uzun yürürüm. Çoğu kez yalnız yapmayı sevdiğim bu yürüyüşlerde sadece çıkacağım dağı, zirvesine nasıl ulaşacağımı düşünmem. Hayatım ile ilgili geleceğim ile ilgili pek çok şeyi de bu yaptığım yürüyüş sırasında düşünür ve planlarım. Dağların eteklerinde, çıkacağınız zirve ve hayatınız ile ilgili pek çok ipucu vardır. Yeter ki nasıl bakacağınızı, görmesini bilin.
Dağlarda ki yaşam sadece biz insanlar için zorlu değildir. Bitki örtüsü ve yaban hayat devamlı bu zorlukların içerisinde doğar, büyür ve yok olurlar. Dağları oluşturan kayalar, taşlar bile bu zorlu yaşam şartları içerisinde aşınmaya nihayetinde parçalanıp un ufak olmaya mahkumdurlar. İşte bu coğrafya dağcıyı pişirir. Hayata farklı bir bakış açısıyla bakmasını sağlar.
“Taşı delen suyun ağırlığı değil, devamlılığıdır.”
“Taşı delen suyun ağırlığı değil, devamlılığıdır.”
Bu zorlu coğrafi şartlar içerisinde yaşam mücadelesi veren tüm canlılar, dağın kendisi bile bakmasını bilene ilham verir.
Zirve yolu ise uzun ve yorucudur. Öyle bir solukta çıkamazsınız. Arada oturup dinlenmeniz ve hedefinizi gözden geçirmeniz gerekir. Zirve yolunda sizi her zaman güllük gülistanlık bir atmosfer beklemez. Zirve yoluna çıkan ve bu zorluğa talip olan, her türlü hava şartlarına, sıcağa, soğuğa, rüzgara, yağmura ve kara, bedeninin ve beyninin yüksek irtifada vereceği her türlü tepkiye hazır olmalıdır.
Arada soluklanmamız gerekir. Hatta yatıp dinlenmek, uyumak gerekir. Bu dinlenmeyi bile bir fırsat olarak görmek gerekir. Daha hızlı yürüyebilmek ve adımlarımızı güçlendirmek için.
Body Building, vücut geliştirme sporu ile uğraşanlar çok iyi bilirler. Kaslarını kuvvetlendiren ve hacimlerini arttıran iyi bir antrenman sonrası iyi beslenme ve dinlenmedir. Çünkü kaslar dinlenirken gelişir ve büyürler.
Arada soluklanmamız gerekir. Hatta yatıp dinlenmek, uyumak gerekir. Bu dinlenmeyi bile bir fırsat olarak görmek gerekir. Daha hızlı yürüyebilmek ve adımlarımızı güçlendirmek için.
Body Building, vücut geliştirme sporu ile uğraşanlar çok iyi bilirler. Kaslarını kuvvetlendiren ve hacimlerini arttıran iyi bir antrenman sonrası iyi beslenme ve dinlenmedir. Çünkü kaslar dinlenirken gelişir ve büyürler.
Yine çok sevdiğim bir söz.
“Demiri döverken ona darbeler indirmek için demirin üzerindeki çekici geri çekmek ondan vazgeçmek anlamına gelmez."
“Demiri döverken ona darbeler indirmek için demirin üzerindeki çekici geri çekmek ondan vazgeçmek anlamına gelmez."
Yüksek irtifa dağların zirvesine öyle bir solukta çıkamazsınız. Ülkemizin en yüksek dağı olan 5137 metre yüksekliğindeki Ağrı dağına dağcılar 3 günde çıkarlar. Vücutlarını, beyinlerini zorlu dağ şartlarına alıştırmak ve aklimatizasyon için.
Aklimatizasyon, kısaca yüksek irtifa ya uyum demektir. Çünkü irtifa arttıkça, azalan basınca bağlı olarak her 300 metrede bir oksijen % 3 oranında azalır. Yani bu da 3000 metre irtifada oksijen, deniz seviyesine göre % 30 düzeyinde azalması demektir.
Dağda tırmanarak irtifa aldığınızda, dokularda oksijen azalması oluşur ve baş ağrısı, iştahsızlık, baş dönmesi, dikkat toplayamama gibi belirtilerle birlikte çeşitli ”yüksek irtifa rahatsızlıkları” ortaya çıkar.
Kişiden kişiye değişmekle birlikte, ”yüksek irtifa rahatsızlıkları” genelde 2500-3500 metreler arasında başlar ve gerekli önlemler alınmazsa ölümcül olabilir.
Kişiden kişiye değişmekle birlikte, ”yüksek irtifa rahatsızlıkları” genelde 2500-3500 metreler arasında başlar ve gerekli önlemler alınmazsa ölümcül olabilir.
Hayatta da öyle değil mi? Zirveye yaklaştıkça, hedefiniz de artık son noktaya yaklaştığınız da stresimiz de artmaz mı? İşte önemli olan o stresle baş edebilmektir. Hani yazımın başında;
"Dağlar Sessiz Öğretmenlerdir"
Demiştim ya. İşte dağlar size yüzleşmeyi, mücadele etmeyi ve asla vazgeçmemeyi öğretir.
Dağ izin verirse zirvesine çıkarsın. Burada dağcıya düşen ise her daim hazır olmaktır. Hazır olmaktan kastım asla gözü karartıp burnunun dikine gitmek değil. Dağcı onu geride bekleyenler olduğunu bilir. Tedbirini ona göre alır. Bilgisi, yeteneğinin ve teknik donanımının farkındadır. Yeri geldiğinde dönmesini de bilir. Bilir ki... Dağ onu bir sonra ki tırmanışı için bekleyecektir. Çünkü dağ oradadır ve dağcı bir daha ki sefere daha hazır gelecektir.
Zirveye yürürken bazen de yürüdüğünüz parkuru değiştirmeniz gerekir. Çünkü, “Gidilen yol önemli değildir. Önemli olan, gidilecek olan yer, dağın zirvesidir." yani hedefimizdir.
Yıllar öncesinde hazırladığım bir sunumu, kaya tırmanışı yaptığımız bir eğitimden ilham alarak hazırlamıştım.
Hedefe Ulaşmak İçin;
Uygun malzeme, ekipman ve donanım ile,
Hedefe inanmışlar ile bir araya gelerek ve takım çalışması yaparak,
İyi planlayarak,
Hazırladığın plana sadık kalarak,
Hedefe inanarak çalışmak gerekir.
Hedef yolunda ilerlerken,
Karşılaştığın engelleri iyi analiz edip,
Gerektiğinde alternatif planlar üretip,
Hedef yolunda yürümek gerekir.
Riskleri önceden öngörerek,
Risk almaktan,
Başarısız olmaktan ve düşmekten,
Yaralanmaktan,
Korkmadan takım arkadaşına güvenerek yürümen gerekir.
Hedefe ulaştığında takım arkadaşların ile başarının keyfini hep birlikte yaşamak ise,
Bir sonraki hedefine inanarak ve korkusuzca gitmeni sağlar.
Dağlar ya da dağcılığın hayatımda ki pek çok ilerleme ve hedef için bana ilham kaynağı olduğu doğrudur.
Hayatta hepimizin bir ya da birden fazla maddi, manevi bir beklenti içerisin de olduğumuz istek ve hedeflerimiz muhakkak vardır. Bu istekler ya da hedefler, kariyer yapmak, çok para kazanmak, iş kurmak, kişisel gelişim, üniversite okumak, ev almak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, sağlıklı yaşamak, uzun yaşamak, kötü alışkanlıklardan kurtulmak, bir ya da birden farklı konuda uzmanlaşmak gibi pek çok hedef olabilir.
Birbirinden farklı beklentiler içeren bu hedeflerin her ne kadar amaçları farklı olsa da onlara ulaşabilmek için, düşünmeniz ve üzerinde ısrarla durmanız gereken 4 ortak noktaları var.
İstemek
Çalışmak
Motivasyon
Sabır
Konunun detayına girmeden önce bana hem bu yazı hem de hayatımda ki ulaşmayı hedeflediğim, hedeflerim için de ilham kaynağı olan yazımın başlığı ile ilgili birkaç cümle yazmak istiyorum.
Benim Dikey Dünyam, orijinali “my vertical world” olan Polonyalı efsane Himalaya dağcılarından ve yeryüzünde sayıları 14 tane olan ve tamamı Asya Kıtasında ve Himalayalar dağ silsilesinde yer alan 8000 metrenin üzerinde ki dağların tamamına çıkan dağcı Jerzy Kukuczka’nın kitabının ismidir.
(Jerzy Kukuczka, Doğum Tarihi, 24 Mart 1948 Polonya, Ölüm Tarihi, 24 Ekim 1989 Himalayalar da Lhotse dağı tırmanışı sırasında.)
Peki, Neden Benim Dikey Dünyam?
Öncelikle bana hedefime ulaşmam için devamlı başımı yukarıda tutmam gerektiğini ama önümde ki engelleri de görebilmek için tırmanırken önümü de kontrol etmem gerektiğini hatırlattığı için.
Motivasyon kaynağım olduğu ve hedefime ulaşmak için çok çalışmam gerektiğini bunun yanında sabırlı olmamı da hatırlattığı için.
Gördüğünüz gibi rol modelim olan dağlar ve dağcılık bizi tekrar hedefe ulaşmak için olmaz ise olmaz olan o 4 kelimeye götürdü.
İstemek
Çalışmak
Motivasyon
Sabır
Hedefin adı hiç önemli değil. İster adı, yüksek bir dağın zirvesine çıkmak, ister uzunca bir süredir üzerinde çalıştığınız kitabı yazmak, ister sağlıklı ve uzun yaşayabilmek için kilo vermek isterseniz terfi etmek olsun hiç fark etmez. Önce istemeniz sonra o hedefe ulaşabilmek için çalışmanız bu ara da önünüze çıkabilecek tüm olumsuzluklar karşısında motivasyonunuzu güçlü tutmanız ve sabırlı olmanız gerekir.
Hadi gelin şimdi bu 4 başlık üzerinde biraz daha konuşalım.
İstemek Nedir?
Çocukluğumuzdan bu yana önce anne ve babamız sonra öğretmenlerimiz nihayet artık olduk dediğimiz anlarda bile yöneticimizden, doktorumuzdan, aile büyüklerimizden hatta çevremizde ki pek çok insandan, hayatımız boyunca bu kelimenin geçtiği pek çok söylem duyarız.
Yeter ki iste. İstemen yeter. İstersen başarırsın. İstemeyen bebeğe emzik vermezler v.b.
İstek duymak ve arzulamak.
Bir şeyin kendisine verilmesini ya da yapılmasını söylemek, dilemek.
Ama eğer söz konusu olan bir hedefe ulaşmak ise istemek kelimesini bu kadar basit bir şekilde tanımlayamaz ve anlatamazsınız. Sonuçta bir çay bahçesine gittiğinizde garsondan size bir bardak çay getirmesini söylediğinizde de istersiniz. Ya da ben artık bu şirketin CEO ‘su olmalıyım dediğinizde de istersiniz. Arada ki fark istemenin şiddeti yani tutkusudur. Eğer rüyalarınıza girecek kadar istemiyorsanız hedefinize ulaşmak konusunda çok istekli olmadığınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Hedefine ulaşmak isteyen kişinin uğruna çıkacağı yolun uzunluğunu yine bence ne kadar arzu ile istediği belirleyecektir.
Peki, sadece istemek yeter mi?
Eğer yukarıda verdiğimiz örnekte ki gibi isteme eylemi basit bir karşılık gerektiriyorsa yani bir bardak çay istiyorsanız yeter. Ama bir şirketin CEO ‘su olmayı hedefliyorsanız, akademik kariyer yapacak ve profesör olacaksanız, kitap yazacaksanız, çok kilo verecekseniz ya da dünyanın en yüksek dağı olan Everest’in 8848 metre yüksekliğinde ki zirvesine çıkacaksanız kesinlikle yetmez. İstediğiniz kadar isteyin, hayal edin, rüyalarınızda görün ama ikinci adıma yani çalışmak faslına geçmediğiniz sürece o hedef sadece hayallerden ibaret kalacaktır.
Çalışmak Nedir?
Yine isterseniz ilk önce Türk Dil Kurumundan çalışmak kelimesinin karşılığını öğrenelim.
Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak.
Herhangi bir iş üzerinde olmak.
Bir şeyi yapmak için gereken çarelere başvurmak, o şeyi gerçekleştirmek için kendini zorlamak, çaba harcamak.
Sanırım amacımız bir hedefe ulaşmak söz konusu olduğunda en doğru karşılık üçüncü tanım olsa gerek değil mi? Bir şeyi yapmak için gereken çarelere başvurmak, o şeyi gerçekleştirmek için kendini zorlamak, çaba harcamak.
Ama kesinlikle çok çalışmak değil. Etkili yani akıllı çalışmak. Uzun saatler, günler, aylar hatta yıllar boyunca çalışıp yorgun düştüğünüzü üstelik bu yorucu ve uzun çalışma hayatınız boyunca hedefinize de ulaşamadığınızı bir düşünsenize!
Peki, nasıl etkili çalışacağız?
Tabiî ki öncelikle iyi bir planlama yapmalısınız. Kolay anlaşılabilmesi için basit bir örnek vereyim.
Diyelim ki yemek yapacaksınız. Hatta ilk defa yapacağınız, tarifini bir kitapta okuduğunuz bir yemeği pişirmeyi ve akşam misafirlerinize ikram etmeyi hedefliyorsunuz. İlk önce ne yapardınız?
Listenizi gözden geçirir, elinizde ki malzemeleri kontrol ederdiniz. Eksik malzemeler için alışverişe çıkar eksikliklerinizi giderirdiniz. Tarifi dikkatlice uygular uygun ölçü ve pişirme süresinde yemeğinizi hazır ederdiniz değil mi?
İşte hedefinize ulaşmak için de öncelikle iyi bir planlama yapmalısınız. Neye ihtiyacım var? Hangi yetkinliklerim yeterli? Ya da hangi yetkinliklerimi daha çok geliştirmeliyim? Sorularını kendinize sormalı ve tüm aşamaları gözden geçirip düzenli notlar almalı gerektiğinde planı durumunuza göre gözden geçirmeli hatta revize etmelisiniz.
Gereksiz ayrıntılarla uğraşmayın, önceliklerinizi belirleyin. Yaptığınız sıralamayı takip edin. Düzenli olun ve sık sık not alın. Böylece durup nerede olduğunuzu görmeniz gerektiğinde hatta geriye dönüp tekrar üzerinden geçmek istediğinizde düzenli tutuğunuz notlar size yol gösterecektir.
Bugünün işini yarına bırakmayın ve kesinlikle zaman yönetimini öğrenin. Biliyorsanız uygulayın.
Peki, arzulu bir şekilde istedik. Hatta çalışmaya da başladık. Üstelik planlı ve disiplinli bir şekilde de ilerliyoruz. Ama bir yandan da yolumuzun çok uzun ve çetin olduğunu da biliyoruz. Peki, bu uzun süreç boyunca çalışma arzumuzun hep aynı seviye de kalabilmesi sizce mümkün mü?
Tabiî ki çok mümkün değil. Çünkü bizler birer makine ya da robot değiliz. İnsanız ve bizleri olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek pek çok duyguya sahibiz. Ve hedefimize yürürken bu uzun ve çetin süreçte, duygusal anlamda pek çok iniş ve çıkışlar yaşamamız da fazlasıyla insancıl davranışlar.
İşte tam da burada ihtiyacımız olduğu anda üçüncü bir kelime devreye giriyor. Motivasyon.
Peki, Motivasyon Nedir?
Öncelikle motivasyon Türkçe bir kelime değil. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde Motivasyon kelimesinin karşılığı isteklendirme ve güdülenme olarak geçiyor. Latince, “movere” harekete geçmek sözcüğünden ortaya çıkmış bir kelimedir. Bir işi yapmak için içimizde duyduğumuz güçlü bir istek, arzu olarak da tanımlanabilir. En basit tabiriyle, bir şeyleri yapabilme arzusu, sizi harekete geçiren şeydir.
Motivasyon, moral, motivasyon şeklinde sık birlikte kullanıldıklarından olsa gerek moral ile de karıştırılmaktadır.
Motivasyon, moral, motivasyon şeklinde sık birlikte kullanıldıklarından olsa gerek moral ile de karıştırılmaktadır.
Aslında birbirlerinden farklı kelimelerdir. Motivasyon bizi harekete geçiren güç iken moral daha çok o an ki ruhsal durumumuz ile ilgilidir. Ama her ne kadar kelime anlamları farklı da olsa kesinlikle birbirlerini tamamlayan iki kelimedir ve birbirlerine kesinlikle ihtiyaçları vardır. Biri olmadan bir diğerinin varlığı eksik ise hedefinize ulaşabilmeniz çok mümkün olmayacaktır.
Motivasyonun tanımını kısaca yaptık. Peki, neden biz insanlar motivasyona ihtiyaç duyarız?
Tabii ki ihtiyaçlarımız için. Biz insanlar daima hayatımızın her döneminde, çocukluktan yaşlılık dönemi de dâhil olmak üzere motivasyona ihtiyaç duyarız. Bunun en temel sebebi de ihtiyaçlarımızdır. Yazımızın başında da yazdığımız gibi her birimizin hayattan farklı beklenti ve istekleri yani ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların her biri de hedefleri ortaya çıkarır. Zaten bu istek, ihtiyaç ve hedefler olmasaydı yaşamanın da bir amacı olmazdı.
Motivasyon daha doğduğumuzda ailemizde başlar, okul hayatımızda ve iş hayatımız boyunca ölünceye kadar devam eder. Topluma mal olmuş bir kavram olan motivasyon doğru kullanıldığın da tüm insanlığın faydasına olacaktır. Motivasyonun eksikliği kadar fazlalığı da bazı sıkıntılara yol açabilmektedir. Aşırı hırs, kavga, stres, çekişmeler olası yan etkileridir.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi hepimiz hayatımızın her dönemin de fazlasıyla motivasyona ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de hedefimize yürürken. Kimimiz oluyor kimimiz olamıyoruz. Ama bir şekilde birileri tarafından motive edilme ihtiyacını hep duyuyoruz.
Ve işte geldik hedefe doğru olan uzun ve çetin yürüyüşümüzde ki son belki de en önemli kelimeye. Sabır…
Sabır Nedir?
Türk Dil Kurumunun sözlüğünde sabır şöyle tanımlanıyor.
Acı, yoksulluk, haksızlık v.b üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi, dayanç.
Başarılı insanların hayatlarına baktığınızda en önemli özelliklerinin sabırlı olmaları olduğunu görür ya da okursunuz. Sabır, koşulların zorlaştığı zamanlarda özgüven ve cesareti kaybetmeme duygusudur. Peki Sabırlı olmak nasıl öğrenilir mi?
Bence kesinlikle öğrenilebilir. Yeter ki isteyin. Sabırlı olmayı öğrenmek de aynen sabırlı olmak kadar zor olacaktır. Ama gerçekten de büyük işler başarmak ve hedefimize ulaşmak istiyorsak sabırlı olmaktan başka çaremiz olmadığını da yaşayarak ve tecrübe ederek öğreneceğiz. Çünkü sabır, ani ve düşüncesizlikle atılmış adımların önüne geçer ve seçenekleri sakince değerlendirebilmek için bize zaman sağlar. Planlarımızı verimli bir şekilde uygulayabilmemize olanak verir.
Burada sabır ve sabırlı olmayı öğrenmek üzerine sayfalar dolusu yazı yazılabilir ama konuyu çok fazla uzatmadan, “Nasıl daha sabırlı olacağım?” diyenler için sadece küçük bir ipucu vermek isterim. Kendinize inanın ve güvenin.
Müsaadenizle kısa ama çok sevdiğim yine dağlardan alıntı bir cümleyle yazımı bitireyim.
“Önemli işler yapmak istiyorsanız dağları sırtınızda taşımaya hazır olmalısınız.”
Ben de öyle yapıyorum. Dağın zirvesine doğru yola çıkmadan önce önce eteklerinde yürüyor, dağın havasını ciğerlerime çekiyor, dağın bana sunduğu tüm güzellikleri inceliyor ve tüm bunlar için şükrediyorum. Sonrasında mı? Çadırıma çekiliyor, dinleniyor ve bir yandan da planlıyorum. Yukarıda yazdığım gibi, zirve yolunda daha hızlı ve güçlü yürüyebilmek, zirveye sağlıklı bir şekilde çıkabilmek, ve sağlıklı bir şekilde tüm sevdiklerime geri dönebilmek için.
Unutmayın! Güç zaferlerinizden gelmez. Mücadeleleriniz gücünüzü geliştirir. Zor bir hayatın içinde olduğunuzda ve teslim olmadığınızda. İşte güç budur...
Son söz; Ulu önderimiz Atatürk,”Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” Demiş. Bedeniniz yorgun olduğunda kendinizi güçsüz hissedersiniz. O sebeple geleceğe dair planlarınızı, hedeflerinizi, güçsüzken, kendinizi iyi hissetmiyor iken asla düşünmeyin. Çünkü o anda beyniniz de yorgundur. Sadece dinlenmeye bakın.
Eğer zirveye çıkmak ve her seferin de denemekten ve başarısız olmaktan korkuyorsan kim bilir belki de bakış açını değiştirmen gerekiyordur. Ne dersin?
Son söz; Ulu önderimiz Atatürk,”Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” Demiş. Bedeniniz yorgun olduğunda kendinizi güçsüz hissedersiniz. O sebeple geleceğe dair planlarınızı, hedeflerinizi, güçsüzken, kendinizi iyi hissetmiyor iken asla düşünmeyin. Çünkü o anda beyniniz de yorgundur. Sadece dinlenmeye bakın.
Eğer zirveye çıkmak ve her seferin de denemekten ve başarısız olmaktan korkuyorsan kim bilir belki de bakış açını değiştirmen gerekiyordur. Ne dersin?
Bir sonra ki yazımda görüşmek üzere…
Hakkı Şenkeser.
Yorumlar
Yorum Gönder