Merhaba "Benim Dikey Dünyam" okurları. Bugüne kadar farklı disiplinleri bir araya getirdiğim hibrit kariyerimde, markaların sadece logolarıyla değil, kurumsal iletişimin o görünmez ama hayati sinir sistemiyle ayakta kaldığına defalarca şahit oldum. Gelin, markalara bir grafik tasarımı gözlüğüyle değil, bir iletişim profesyonelinin 'yaşayan organizma' perspektifiyle bakalım.
Bir an için durun ve en sevdiğiniz markayı düşünün. Gözünüzün önüne gelen ilk şey muhtemelen o meşhur sembol, yani logosudur. Ancak sizi o markaya bağlayan şey gerçekten sadece o küçük çizim mi? Yoksa o logonun arkasındaki o görünmez "ruh" mu?
Kurumsal iletişim dünyasında sıkça kullandığımız bir tabir vardır: "Marka, yaşayan bir organizmadır." Peki, bu ne anlama geliyor? Gelin, bir markanın neden sadece bir tasarım dosyası değil, kanlı canlı bir varlık olduğunu birlikte inceleyelim.
1. Logo Sadece "Yüzdür", Karakter İse Derindedir
Bir insanı tanıdığınızda onu sadece yüz hatlarıyla hatırlamazsınız; gülüşü, dürüstlüğü veya yardımseverliği sizi ona bağlar. Markalar için de durum aynıdır. Logo, organizmanın dış dünyaya açılan yüzüdür. Ancak markanın değerleri, etik duruşu ve vizyonu onun karakterini oluşturur. Eğer bir markanın güçlü bir karakteri yoksa, dünyanın en güzel logosuna sahip olsa bile tüketiciyle duygusal bir bağ kuramaz.
2. İletişim: Organizmanın Sinir Sistemi
Yaşayan her canlının bir sinir sistemine ihtiyacı vardır. Markalar için bu sistem, Kurumsal İletişim’dir.
Şirket içindeki bir kararın çalışana nasıl aktarıldığı (iç iletişim),
Bir kriz anında kamuoyuna verilen tepki (refleks),
Sosyal medyada bir kullanıcıya verilen yanıt...
Tüm bunlar sinir sisteminin ne kadar sağlıklı çalıştığını gösterir. Eğer iletişim ağınızda kopukluk varsa, organizma felç olur; tutarsızlık başlar ve güven sarsılır.
3. Zamanın Ruhuna Adaptasyon (Evrim)
Doğada sadece en güçlüler değil, değişime en iyi uyum sağlayanlar hayatta kalır. Markalar da tıpkı canlılar gibi evrim geçirmek zorundadır. Yıllar önceki stratejisiyle bugünün dünyasında var olmaya çalışan bir marka, "fosilleşmeye" mahkumdur. Bugün sürdürülebilirlik, şeffaflık ve toplumsal fayda gibi kavramlar markaların hayatta kalması için gerekli olan yeni "besin kaynaklarıdır."
4. Hafıza: İtibarın Birikimi
Bir organizma, deneyimlerinden öğrenir. Markanın geçmişte attığı her adım, müşterinin zihninde bir hafıza oluşturur. Biz buna kısaca itibar diyoruz. Bu hafıza bir kez zedelendiğinde, organizmanın kendini iyileştirmesi uzun ve sancılı bir süreçtir. Bu yüzden yaşayan bir marka, her temas noktasında (reklam, ürün, satış sonrası destek) tutarlı bir deneyim sunarak hafızayı taze ve olumlu tutmalıdır.
Sonuç: Bir Logodan Fazlası Olmak
Markanızı sadece bir "grafik" olarak görmeyi bıraktığınızda, onunla gerçekten bağ kurmaya başlarsınız. O, her sabah sizinle birlikte uyanan, çalışanlarınızın enerjisiyle beslenen ve müşterilerinizin güveniyle büyüyen bir varlıktır.
Unutmayın; insanlar logolardan alışveriş yapmazlar, hikayelere inanır ve karakterlere güvenirler.

Yorumlar
Yorum Gönder